Cuma 18. Ocak 2018 (Hamburg)
Sabah 06:21
Gün doğuşu 08:22
Öğle 12:31
İkindi 14:14
Akşam 17:05
Yatsı 18:12
Gece yarısı 23:27
Ana sayfa :: Cuma namazı :: Arşiv :: 29.05.2009 - Hutbenin Konusu: Kur’anı Tanıma 4 - Kur’an’ı Tilavet Etmenin Hikmeti
Yorumlar: 0
Konuşmacı: Hüccetül Islam Dr. Rıza Ramazani

Hutbenin Konusu: Kur’anı Tanıma 4 - Kur’an’ı Tilavet Etmenin Hikmeti

BISMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru  yola hidayet eden odur. Eğer  O’nun  hidayeti olmasaydı  doğru  yola  gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona  tevekkül ediyoruz, Ona ibadet  ediyor  ve Ondan yardım ve  medet talebinde  bulunuyoruz.  Salat ve  selam ise kalblerimizin  mahbubu, nefislerimizin   munisi, günahlarımızın  şefaatçısı  ve  hastalıklarımızın  tabibi  Sevgili  Peygambberimiz Rahmeten Lilalemin Hz. Muhammed  Mustafa  ile  onun risaletinin  varisi, dini ve  sünnetinin  muhafızı  olan mutahhar  Ehl-i  Beyti  ile    dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın  rahmeti  ve bereketi  ise  tüm müslümanlarin  ve  bilhassa burada  hazır  bulunan muhterem bacılar  ve değerli  kardeşlerin üzerine  olsun.
 Başta  kendi  nefsim olmak üzere hepinizi İlahi  takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve  yasaklarından ise kaçınmaya  davet ediyorum. Takva  en  iyi  azık, cennetin  anahtarı  ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.
 
Kur’anı Kerimde Peygamberin vazifelerinden birisinin de insanlara Kur’anı okumak (tilavet etmek) olduğu belirlenmiştir. ’ Peygamber onlara Allah’ın ayetlerini okur’’  Her müslüman da Kur’an’a ısınmak ve onunla menus olmak için Kur’an okumalı ve Kur’an okumanın adap ve ahkamına riayet etmelidir. Kur’anı okumanın kendine mahsus adap ve kuralları olduğu gibi bu adabin özel bir hikmeti de mevcut bulunmaktadır. Kur’an tilavetinin hikmetleri hakkında şöyle denilmiştir. Kur’anı   mabudu müşahede edecek şekilde tilavet etmek gerek. Çünkü Kur’an Hakk Tela’nın kelamıdır. O’nun tecellisidir. Bunun için mumin bir insan Kur’an tilavet ettiğinde, kalbini ve ruhunu Kur’an’da mütecelli olan Allah’ı    muşahede edecek şekilde temizleyip hazırlamalıdır. Bir mü’minin Kur’an okuduğunda  kendini Allah’a çok yakın ve O’nu da hazır ve nazır hissetmesi oldukça büyük bir önem arzediyor. Böylesi bir yakınlık insanı ıstıraplardan ve her türlü kaygı ve vahşetten korur. Nitekim bu hususta İmam Seccad Zeyn-ul Abidin (a.s) şöyle buyuruyor: ‘’Eğer doğu ve batı arasında varolan insanların tümü ölseler, Kur’an benimle olsa benim bir kaygım ve korkum olmayacaktır.’’ (Kafi c2.s 602) 
 İnsan Kur’an okurken kalp gözüyle Allah’ı muşahede edecek ve kendisini O’na yakın hissedecek bir seviyeye geldiğinde Kur’an okumanın hikmetine vakıf olmuş sayılır. Aynı hikmet ibadet için de söz konusudur. Abid olan insan ibadetinde Mabudunu kalben muşahede etmeli ve kendisini O’nun huzurunda hıssetmelidir. Bu anlamda Kur’an okumak ta bir ibadettir. Mezkur hakikat Kur’an okuyan kimse için tecelli edebilir. İnsanın marifet ve bilgisi ne kadar artarsa ve ruhi olarak insan ne kadar hazırlıklı olursa o oranda insanın ilahi dergahtaki huzur ve müşahedesi de  artmış ve süreklilik kazanmış olur.
 Mü’min olan insanın kendisiyle Kur’an vasıtasıyla konuşan mabudunu derk ve o’nu muşahede etmesi için yanlızca   Hakk Telayı sevmesi ve diğer sevgilerinin de Hakk Taala’nın isteği doğrultusunda gerçekleşmesi lazım. Hakk’tan başkasına   kalbinde yer vermemesi gerek. Çünkü kalp Hakk’ın haremidir. Böyle bir durumda kişi asla mustarip, kaygılı olmaz ve perişan haleti ruhiyeden korunmuş olur. İmam Huseyin (a.s)‘ın Arefe duasında beyan buyurdukları gibi:
’Seni kaybeden neyi bulmuştur ve seni bulan ise neyi kaybetmiştir. Senden başkasının rızasını arayan kuşkusuz kaybetmiştir.’’   Arefe duası Mefatih’ül Cinan
 Yine İmam seccad (a.s) ‘ın maneviyatı hakkında şöyle rivayet edilmiştir: o ‘’ Maliki yewmıd din’’ ayetini okuduğunda sanki ölüyormuş gibi çokca bu ayeti tekrarlıyordu.
 
 İmam Ali (a.s) Allah’ın Kur’ana nasıl tecelli ettiği konusunda şöyle diyor:
 ‘’Allah bu kitapta, okuyanların O’nu görmeyecekleri   şekilde tecelli etmiştir’’ Yani bu kitapta Allah sözleriyle tecelli etmiştir okuyucu O’nun kelamıyla tanışıyor ancak O’nun zatını muşahede etmiyor.
 Tecelli kavramı İslam kültürüne ait olan çok güzel ve zarif bir kavramdır. Bunun anlamı şudur: Yüce Allah gayb aleminden bir hakikatı aşağı alem olan dünya alemine indirmiş ve anlamamız için bu hakikatı bize açıklamaktadır. Onun hakikatı bu sözlerinde tecelli bulmuştur. Feraset (keskin bakış) ve basiret (kalp gözü) ile bunu idrak etmek lazım. ‘’Tecelli’’ ‘’ Tecafi’’ kavramından farklı olan bir şeydir. Tecafi bir hakikatın bulunduğu yüce bir yerden geriye dönmeyecek şekilde   aşağı   başka bir merhaleye intikal etmesidir. Kur’an Ramazan ayında topluca Peygamber efendimizin kalbine nazil olmuştur. Halbuki O’nun hakikatı devamlı Allah’ın nezdinde baki kalacaktır. Bu hakikat insanların onu okuyup anlıyabileceği bir şekilde inceltilip, sadeleştirilip söze dökülerek insanların seviyesine indirilmiştir. Nüzulun bir anlamı da; bir mana ve hakikatı asıl yüksek manasından muhatabın anlayabileceği aşağı bir seviyeye indirmek ve sadeleştirmektir. Yağmurun aşağıya yağması ‘’ Tecafi’’ kavramı için en somut bir örnek teşkil etmektedir. Çünkü yağmur yağmadan önce yukardadır, göktedir. Yağdıktan sonra ise yere inmiştir artık eski yerinde değildir. Bu duruma İslam literatüründe tecaffi denilir bir yerden başka bir yere inme veya boşalma. Kur’an ise tecellidir. Asıl hakikatı ilahi dergahdadır ancak bu hakikat bizim anlayacağımız bir şekilde inceltlip sadeleştirilerek ‘’lahut’’ aleminden ‘’nasut’’ alemine inmiştir.
 Tecelli için bir   diğer örnek ise ölüm meleğidir. Ölüm meleği sekerat anında olan bir insana haline münasip bir şekilde tecelli eder. Halbuki asıl hakikatı ise kendi yüksek makamında bulunmaktadır. Bu konuda varit olan bir rivayette şöyle denilmektedir:
 ‘’Ey Rabbimiz! Ölüm meleği Azrail’in ruhlarımızı almak için perdeler arkasından tecelli ettiği günün şiddetinden dolayı bize merhamet et’’ Sahife-i Seccadiye 42. Dua.
 Tecelli için bir diğer örnek ise Hz. Musa (a.s)’ın kıssasıdır. Bu konuda   Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
  ‘’ Musa, tayin ettiğimiz yere gelip Rabbi onunla konuşunca, ‘’Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım dedi. Allah sen beni göremezsin, ama dağa bak; eğer o yerinde kalırsa sende beni görürsün’’ dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti ve Musa da baygın düştü’’ A’raf 145
 
 Kur’an okuyan kimse Kur’an’ın sözleri arkasındaki hikmet ve batını ve bunlardaki ilahi tecelliyi anlamaya çalışmalı. Bu seviyeye ulaşan kimse Allah’ın elçisi olan meleklerle ‘’ Kiramin Berere’’ ( iyiler ve yücelerle) haşrolur.
 Kur’an hafızı olan ve onunla amel eden insan da Allah’ın elçisi olan iyi ve yüce meleklerle haşrolur.
 Kur’an kıyammet gününde   ışıldayan nurlu bir genç şeklinde peygamberler, müminler, alimler ve şehitlerin saflarını geçerek ilahi dergaha varır, geçiş anında her grup biz onu tanıyoruz o bizdendir der. Kur’an bütün bu grupları geçip Allah’ın huzuruna vardığında kendisiyle amel eden makam ve saygınlığını koruyan herkese Allah nezdinde şefaatçı olur. Kur’an’ın şefaatı Allah nezdınde makbuldur ve geri çevrilmez. Çünkü o Allah kelamıdır. Bunun için Kur’an ile ilişkimizde çok itinalı, edepli ve hürmetkar davranmalıyız. Kur’anı kendimiz için devamlı bir ölçü ve kıstas olarak kabul etmeli onunla kendimizi ölçüp değerlendirmeliyiz. Maddeten ve manen ruhen ve cismen Kur’an ile uyum sağlarsak iyi ve kamil bir insan olduğumuz kesinleşmiş olur. Eger cismen ve ruhen Kur’an ile uyum arzetmiyorsa, onunla içli ve dışlı değılsek bu Allah nezdinde her hangi   bir makam ve mevkiye sahip olmadığımızı gösterir. Ruhumuzu ve cismimizi Kur’an nuruyla nurlandırmamız için Kur’anın emirlerine ve  yasaklarına uymak için ciddi çaba göstermeli ve Kur’an maarifi ve bilgisiyle   yoğrulmuş olmalıyız. Allah bizleri Peygamberin iki emaneti olan Kur’an ve Ehl-i Beyt ile  mahşur eylesin.